23 Temmuz 2013 Salı

Ünlü Öğretmenler: Saygun, A. Adnan

SAYGUN, Ahmet Adnan

Matematik öğretmeni Celal Bey ile Zeynep Seniha Hanım’ın ilk oğulları olarak 1907 yılında İzmir’de doğdu.
İzmir'de "Hadikai Sübyan Mektebi" adlı mahalle mektebinde başladığı ilköğrenimini "İttihat ve Terakki Numune Sultanisi" adlı okulda devam etti ve müzik öğretmeni olan İsmail Zühtü Kuşçuoğlu’nun kurduğu dört sesli koroya katıldı.
Derslerindeki üstün yeteneği herkesin dikkatini çekiyor ve güzel soprano sesiyle duyduğu şarkıları bir dinleyişte söyleyebiliyordu.
1918 yılında İzmir’de İttihat ve Terakki Lisesine yazıldı.
Saygun henüz 13 yaşındayken öğretmeninin önerisi üzerine ünlü piyano öğretmeni olan Rossati’den piyano dersleri almaya başladı.
1922’de Macar Tevfik Bey ile çalışmalara başladı, 1923’de Hüseyin Sadettin Arel’den iki ay armoni dersleri aldı.
Hayatını kazanmak için su şirketi, postane gibi çeşitli yerlerde çalışan, İzmir Beyler Sokak'ta bir kırtasiye dükkânı açıp nota satmayı deneyen Ahmet Adnan Bey, bu denemelerde başarısız oldu ve ilkokullarda müzik öğretmenliğine yöneldi. İlkokullarda öğretmenlik yaptığı dönemde Ziya Gökalp'ın ve Bıçakçızade Hakkı Bey'in şiirleri üzerine okul şarkıları yazdı. 1925 yılında devletin, gençleri müzik eğitimi için Avrupa'ya göndermek üzere açtığı sınava girmek isteyen müzisyen, annesinin ani ölümü üzerine bu fırsatı kaçırdı. Daha sonra orta dereceli okullarda müzik öğretmenliği yapmak için açılan sınavı kazanarak 1926 yılından itibaren bir süre, ileride İzmir Atatürk Lisesi adını alacak olan İzmir Birici Erkek Lisesinde müzik öğretmenliği yaptı ve günümüzde halen kullanılmakta olan İzmir Atatürk Lisesi marşını besteledi.
1927-1928 yıllarında "Re Majör Senfoni"yi besteleyen sanatçı; 1928 yılında hükümetin müziğe yetenekli gençler için açtığı sınavı tekrarlaması üzerine bu sefer fırsatı yakaladı ve devlet bursuyla Paris'e gönderildi.
Paris’te ünlü müzik okulu Schola Cantorum’da Vincent D’Idy, Eugene Borrel, Souberbielle, Amedee Gastoue gibi öğretmenlerin öğrencisi oldu.
İlk yapıtı olan “Divertissement” i 1930’da Paris’te besteledi.
Saygun, 1931'de Türkiye'ye dönüp bir süre Musiki Muallim Mektebi'nde müzik öğretmenliğine başladı, 1936’da İstanbul Belediye Konservatuarı'na kontrpuan ve teori öğretmeni olarak atandı.
Ahmet Adnan Bey ve ailesi 1934'te Soyadı Kanunu üzerine matematik öğretmeni babasının isteği ile "Saygın" soyadını aldı; ancak başkası tarafından alındığı gerekçesiyle bir süre sonra soyadları "Saygun" olarak değiştirildi.
Adnan Saygun, 1934 yılında Atatürk'ün talebiyle, Türkiye'yi ziyaret edecek olan İran Şahı Rıza Pehlevi için ilk Türk operası olan Op. 9 Özsoy Operası’nı bir ay gibi çok kısa bir sürede yazdı. Liberettosunu Münir Hayri Egeli'nin yazdığı opera, Türk milletinin doğuşunu, İran ve Türk milletlerinin kardeşliğini ifade etmekteydi. Eserin prömiyeri 19 Haziran 1934 gecesi Atatürk ve Rıza Pehlevi huzurunda gerçekleştirildi.
Sanatçı, Özsoy'un sahnelenmesinden sonra Yalova'daki yazlık evinde kendisini kabul eden Atatürk'e Türk musikisi hakkında bir rapor sundu. Güneş-Dil ve Türk Tarihi teorilerinden etkilenerek hazırlanmış bu rapor 1936'da "Türk Musikisinde Pentatonizm" başlığı ile yayımlandı.
Yalova'dan dönüşte vekaleten Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası Şefliğine getirilen sanatçı; bu görevini bozulan sağlığı ve İstanbul'a gidişi nedeniyle ancak bir kaç ay sürdürebildi. Orkestra ile ilk konserini 23 Kasım 1934'te verdi.
1934 yılı Kasım ayı sonunda Saygun'a Atatürk'ten yeni bir opera sipariş geldi. 27 Aralık gecesi temsil edilmek üzere Taşbebek Operası’nı bestelemeyi başaran sanatçı, bu operada yeni Cumhuriyet insanının doğuşunu anlattı. Eser, 27 Aralık 1934 gecesi Ankara Halkevi'nde sahnelendi; orkestrayı çok hasta olmasına rağmen bizzat Saygun yönetti.
Temsilin ardından İstanbul'a giden ve beş ay ara ile iki kulak ameliyatı geçiren Saygun'un, görevini ihmal ettiği gerekçesiyle Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası'ndaki ve ardından Musiki Muallim Mektebi'ndeki işine son verildi, Ankara Devlet Konservatuarı'nın kuruluş çalışmalarından da uzaklaştırıldı. Saygun, Devlet konservatuarlarında etnomüzikoloji bölümleri açılması yönünde çalışmalar yapmış, ancak bunlar Atatürk'ün desteğine rağmen ilgili kurumlarca hayata geçirilememiştir.
Saygun, 1936'da İstanbul Belediye Konservatuarı'nda öğretmenliğe geri döndü, 1939'a kadar bu görevde kaldı. Sanatçı, "Yunus Emre Oratoryosu" adlı ünlü yapıtının seslendirilişine kadar sürecek olan bir gözden düşme dönemine girmişti.
1939’da CHP’nin Müzik Danışmanı ve Halkevleri Müfettişi, bundan bir yıl sonrada Ankara’da “Ses ve Tel Birliği” adlı bir dernek kurdu.

Saygun, 1939 yılında Halkevleri'nin önerdiği müfettişlik görevini kabul etti ve bu vesile ile Türkiye'yi dolaştı. Halkevleri'ndeki görevinin yanısıra 1940 yılında "Türk Müzik Birliği" adlı bir koro kuran Saygun, bu koro ile düzenli oda müziği konserleri verdi. "Halkevlerinde Musiki" adlı bir kitap yayınladı. "Op. 19 Eski Üslupta Kantat", "Bir Orman Masalı" adlı bale eseri ve "Yunus Emre Oratoryosu" gibi eserlerini bu dönemde besteledi. Yunus Emre Oratoryosu 1943 yılında CHP'nin açtığı yarışmada birincilik ödülünü Ulvi Cemal Erkin'in piyano konçertosu ve Hasan Ferit Alnar’ın Viyola Konçertosu ile paylaştı. En önemli eseri kabul edilen bu eser, daha sonra Paris'te ve 1958'de Birleşmiş Milletler kuruluş yıldönümü nedeniyle New York 'ta ünlü orkestra şefi Leopold Stokowski yönetiminde seslendirilmiştir. Sanatçı eserin Ankara'daki ilk temsilinden sonra 1946 yılında Halkevleri müşavir ve müfettişliğinin yanı sıra Ankara Devlet Konservatuarı'na kompozisyon öğretmeni olarak atandı. Aldığı davetler üzerine Londra ve Paris'e gitti, halk müziği üzerine çalışmalar yaptı; konferanslar verdi.
Yunus Emre’den sonra, Kerem, Köroğlu, Gilgameş başta olmak üzere üç opera, “Atatürk’e ve Anadolu’ya Destan” gibi koral eserler, 5 senfoni, çeşitli konçertolar, orkestra, koro, oda müziği eserleri, vokal ve enstrümantal parçalar, sayısız türkü derlemeleri, kitaplar, araştırmalar, makaleler yazdı. Eserleri topluluklar ve Yo-yo Ma gibi virtüözler tarafından seslendirildi. 1971'de yürürlüğe giren Devlet Sanatçılığı Kanunu çerçevesinde ilk Devlet Sanatçısı unvanı Adnan Saygun'a verildi. Bununla birlikte 1981’de Atatürk Sanat Armağanı ve 1985’te “Sanatçı Profesör” unvanının sahibi oldu.
6 Ocak 1991 tarihinde pankreas kanseri nedeniyle hayatını kaybetti.
Orkestra, oda müziği, opera, bale, piyano üzerine birçok yapıtı olduğu gibi, etnomüzikoloji ile müzik eğitimi konularında yayınları vardır. Çalışmaları ve diğer belgeleri Ankara’da Bilkent Üniversitesi bünyesinde kurulan “Ahmet Adnan Saygun Müzik Eğitim ve Araştırma Merkezi”nde bulunmaktadır.

Hazırlayan: 355 Aslı FANUS, 10-E

Kaynaklar:

http://www.bilkent.edu.tr
http://www.biyografi.info

Bir kitap: 
Anılardaki Adnan Saygun
Kitabı hazırlayan: Serhan Yedig / Ekim 2011 İstanbul
İÇİNDEKİLER
Önsöz 5
İlhan Usmanbaş “Alnar’ın öğrencisiydim, senfoni yazmaya başlamıştım, Adnan Bey’le armoniye döndük.” 9
Mehmet Aşçıoğlu “İzmir’e ve çocukluk anılarına tutkuyla bağlıydı” 15
Suna Kan “Mısır’da orkestra üyesine kızdı, partisyonu alıp salonu terk etti” 19
İdil Biret “Altı yaşındaydım, bana Mısır mitolojisini anlatmıştı” 26
Filiz Ali “Babamın arkadaşıydı, çocukluğumda tanışmıştım, 30 yıl sonra dost olduk” 35
Özer Sezgin “Cemal Reşit’in konservatuvarda ders vereceğini duyduğunda, öyleyse ben gideyim, dedi” 39
Muammer Sun “Çocukluk kahramanımdı, çok tartıştık, çatıştık…” 44
Ruşen Güneş “Viyola Konçertosu hayatımı kurtardı” 65
Gürer Aykal “Konservatuvarda çete başıydım, Saygun beni sınıfına kabul etti fakat ilk altı ay boyunca hiç konuşmadı” 71
Rengim Gökmen “Bir yaz akşamı takımyıldızları gösterip isimlerini söylemişti” 85
Mesut İktu “Opera müdürlüğü teklifi aldığımda, Saygun’a danıştım, ‘betar ol’ öyküsünü anlattı” 91
Erol Erdinç “Konservatuvarda caz çalarken yakalandım, Saygun ‘seni okula ben aldım, kovarım gidersin’ dedi 103
Fatma Varış “Talim Terbiye Kurulu’nda İmam Hatiplerle ilgili önerimiz infial yaratmıştı” 108
Ozan Sağdıç “Fotoğraflarımda telif hakkına titizlikle saygı göstermiş tek isimdi” 111
Jose Serebrier “Charles Ives’ı keşfeden editör hep Saygun’dan bahsediyordu” 121
Gülsin Onay “Eserini çalmamı bir kez bile talep etmedi…” 124
Hüseyin Sermet “Dokuz yaşında, ders almak için Ankara’daki evine gittiğim ilk gün faciaydı” 147
Serdar Yalçın “Etnolojiye, morfolojiye, etimolojiye o kadar meraklıydı ki, hocam neden bilim adamı olmadınız, diye sormuştum” 152
Levent Aşçıoğlu “Acı biber sevdiğini bilirdik, en acısını bulup
onu test ederdik…” 159
Nevzat Atlığ “Zaharya’nın segâh bestesini çok önemserdi, makam geçişleri üzerine günlerce sohbet etmiştik” 164
Ayla Erduran “Demet’i BBC’de seslendirmem Saygun’u mutlu etmişti 169
Howard Griffiths “Concerto da Camera’nın Newcastle’daki kaydını bir intihar vakasına borçluyuz” 172
Mehmet Başman “Mevlid bestelemesini talep ettik, ben Yunus Emre’ye inandım, dedi” 178
Meral Manizade “Yorumcusunu seçer, özensizlerin eserlerini seslendirmesini istemezdi” 186
Aydın Kargı “Sapanca’dan eve dönene kadar türkü söylemiştik” 186
Temel Arslan “Aşınan pantolonlarını Beşiktaş’ta ördürürdüm” 189
Afşar Timuçin “Neden gücümüzü birleştirmiyoruz, dedi; konservatuvarda ortak ders vermeye başladık” 191
Gülper Refiğ “Altıncı Senfonisi’ni yazabilseydi, Mesnevi’yi işleyecekti, metni Farsça olacaktı” 195
Erol Uras “En küçük bir telaffuz hatasını fark ederdi” 203
Evin İlyasoğlu “…ilk görüşmemiz bende travma etkisi yapmıştı” 206
Perihan Önder “Dörtlü armoniye takılma, ufkunu genişlet demişti” 211
Muammer Çin “Apartmanlarında kapıcılığa başlarken beş sayfalık sözleşme imzalatmıştı” 216
Emine Çin “Ben sofraya oturmadan yemeğine başlamazdı” 218
Hasan Uçarsu “Kendisini Anadolu’da yetişen bir elma ağacına benzetirmişti” 222
Özkan Manav “Hayatında hiç dans etmemişti, danstan da hoşlanmazdı” 236
Reinhard Flender “Ölümünden önceki son buluşmamızda, ulusuna karşı görevini yerine getirmenin huzurunu yaşıyordu 250
Feodor Gluşçenko “İki eserinin icrasını yaptım, hepsi bu” 254
Emre Aracı “Biyografisini yazmak sanat hayatımın yolunu çizdi” 255
Kathryn Woodard “Saygun’un 1945’te kullandığı kolaj tekniğini çağdaş besteciler şimdilerde keşfetti” 257
Yo-Yo Ma “Partita’yı bugüne kadar bir kişi beğenmedi, o da Orhan Pamuk” 263
Mirjam Tschoop “Keman konçertosu beni gençlikten olgunluğa ulaştıran köprü oldu” 266
Adnan Saygun Kronolojisi 271
Adnan Saygun Biyografileri 281
Fotoğraf ve Belgeler 282
Dizin 290



Ünlü Öğretmenler: Saygun, M. Celal

SAYGUN, Mehmed Celal(eddin)

  1872 yılında Nevşehir’de, Fişenkçioğlu ailesinde dünyaya gelmiştir. Ailesi eskiden beri din işleriyle uğraşan mesleklere sahip olduğundan, o da bu doğrultuda yetiştirilmiş; Nevşehir’de İbrahimpaşa Medresesinde öğrenimine başlamış; ancak ailesinin İzmir’e taşınması nedeniyle medrese öğrenimini İzmir’de tamamlamıştır. Sonrasında İzmir Muallim Mektebinden mezun olmuş, Kurmay Selahattin Saip Bey’den özel matematik dersleri almış ve matematik öğretmeni olmuştur.
  1893’te öğretmenliğe başlayıp 1929 yılında, kulağındaki rahatsızlık nedeniyle emekli olmuştur.
  1903 yılında Zeynep Seniha Hanım ile evlenmiş ve bu evlilikten Nebile ve Ahmet Adnan adlı iki çocukları dünyaya gelmiştir.
İzmir’de bir kütüphane kurmak için ilk girişimi, II. Abdülhamit döneminde kitap bağışlarıyla İkiçeşmelik Kıraathanesi’nde kitap toplama çalışmasıdır. Kıraathanede birkaç yüz ciltlik bir kitaplık oluşturmuş; ancak dönemin şartları yüzünden bu girişimden vazgeçmek zorunda kalmıştır.
İttihat ve Terakki Cemiyetinin İzmir şubesi kurulduğunda ilk üyelerinden birisi olmuş, özgürlük düşüncesinin yayılmasına katkıda bulunmuş; ancak cemiyetin gizli faaliyetlerine katıldığı için birkaç kere tutuklanmıştır.  Okullarda “Ulûm-u diniye” adıyla okutulan dersin amacından saptığını ileri sürerek bu dersin nasıl yapılması gerektiğini göstermek üzere “Yeni İlm-i hâl” adlı bir kitap yayımlamıştır.
  1912’de bir kütüphane kurma amacıyla birkaç arkadaşıyla birlikte yeniden girişimde bulunmuştur. Böylelikle Salepçioğulları ailesinin konağında, selamlık kısmında İzmir Milli Kütüphanesi açılmış, bunun yanında kütüphaneye gelir elde etmek için bir açık hava sineması da kurulmuştur.
    Mehmet Celal Bey, başından beri bu girişimin yönetimini üstlenmiştir. Celal Bey’in oğlu Ahmet Adnan ise, 13 yaşında iken bu sinemadaki filmlere piyano ile eşlik etmek, gişede bilet satmak gibi işlerle ilgilenmiştir.
   Celal Bey, İttihat ve Terakki Cemiyetinin kütüphaneyi kendi organı haline getirme girişimine karşı çıkmıştır.
  Yunan işgali sırasında, işgal güçlerinin kütüphanedeki “milli” sıfatını kaldırması için yaptığı baskılarını kabul etmediği için tutuklanmış; kütüphanenin kapatılması tehdidi karşısında, işgalin sonuna kadar kütüphanenin adını "Şehir Kütüphanesi" olarak değiştirmek zorunda kalmıştır.
   Cumhuriyet devrinde İpekçi film şirketine bir sinema binası inşa ettirmiş; sinema, “Elhamra Sineması” adını almıştır.
  1930 yılında Milli Kütüphane binası inşa edilmiştir.
  1934’de Soyadı Kanunu çıkınca aile lakabı olan “Fişekçi” soyadını almak istediyse de bu isteği “Meslekle ilgili soyadı olmaz.” gerekçesi ile reddedilmiştir. Matematik öğretmeni olduğu için seçtiği ve bir süre kullandığı “Saygın” soyadı ise bu soyadının başkaları tarafından alınmış olması sebebiyle bir süre sonra “Saygun” olarak değiştirilmiştir.
  1944 yılında İzmir Milli Kütüphanesindeki görevinden ayrıldıktan sonra matematik ve din alanındaki çalışmaları ile ilgilenmiş, bu yıllarda gerçekleşen bazı olaylar üzerine “Diyanet Cephesinden Atatürk İnkılâpları" adlı bir eser yazmış ve yayınlamıştır.
  21 Mart 1954 günü İstanbul’da yaşamını yitirmiştir.

   Kitaplarının tümü:

Teni İlm-i hâl (İzmir 1331)
Riyaziyyatta Sıfır'ın Kıymet ve Ehemmiyeti I (İzmir 1941)
Riyaziyyatta Sıfır'ın Kıymet ve Ehemmiyeti II (İstanbul 1946)
Diyanet Cephesinden Atatürk İnkılâpları (Ankara 1952)
İlim Tarihinde Gizli Kalmış İki Mühim Hakikat (basılmamış)
Necat ve Selâmet Yolu "Münevver ve Mütefekkirler İçin" (basılmamış)
Sıfırdan Azam Nâmütenâhiye (basılmamış)
Kıble Risalesi (basılmamış)
Nasirüddin-i Tûsî'nin Kitâb-üş-Şeklül Kattâ'ının Tercemesi (basılmamış, Türk Tarih Kurumu Kütüphanesinde)
İmam-ı Gazâli'nin Ihyâ-ül Ulûm'undan Kitâh'-ü Âdâb-üs Demâ Tercemesi (basılmamış)

Hazırlayan: 9 Cansu SARI, 10-E

Kaynaklar:

Türk Kütüphaneciliği Dergisi Cilt: 2 Sayı: 2
tr.wikipedia.org
www.mavi-nota.com
tk.kutuphaneci.org.tr




Ünlü Öğretmenler: Sevük, İsmail Habip

SEVÜK, İsmail Habip

İsmail Habip Sevük (1892-1954), Türk yazar ve edebiyat tarihçisidir.
Edremit’te doğmuştur. Liseyi Bursa’da tamamlayıp İstanbul Hukuk Fakültesini bitirdikten sonra Kastamonu, Ankara'da ve İzmir Mekteb-i Sultanisinde (daha sonra İzmir Atatürk Lisesi adını alacaktır) edebiyat öğretmenliği, Edirne'de milli eğitim müdürlüğü yaptı. Ulusal Kurtuluş Savaşı yıllarında öğretmenliğinin yanı sıra Balıkesir’de “İzmir’e  Doğru”, Kastamonu’da “Açıksöz” gazetelerinde ulusal direnişi destekleyen yazılar yazdı.  1926-1927 Antalya Maarif Eminliği, 1927-1931 Adana Maarif Eminliği görevlerinde bulundu. Adana Maarif Müdürlüğünde bulunduğu sırada Maarif Dergisini yayınladı. Maarif eminliklerinin kaldırılmasından sonra Galatasaray Lisesine atandı. 1934-1954 yılları arasında Cumhuriyet gazetesinde yazdı. 1943'te Sinop’tan milletvekili seçildi.

Tezatların şaşırtıcı havasından, ilginç kıyaslamalardan, orijinal buluşlardan, geniş tarih kültüründen beslenen anlatımı ile gezi türünün de ilk güzel örneklerini verdi. Diğer büyük çalışması da, Batı kültür ve sanatını oluşturan şair ve yazarların yaşamlarını ve sanatlarını Türk edebiyatı ile kıyaslayarak anlattığı “Avrupa Edebiyatı ve Biz" adlı iki büyük ciltlik eseri oldu. Atatürk'le ilgili anılarını "O Zamanlar", Atatürk'ün kişiliğini ve devrimlerini değerlendiren yazılarını da "Atatürk için" adlı eserinde topladı. Bilgi ile sanatı ustaca kaynaştıran bir yazar olarak ün yaptı. Türk Teceddüt Edebiyatı Tarihi (1925) adlı yapıtıyla lise edebiyat öğretimine katkıda bulundu, yeni Türk yazınının gelişme aşamalarını düzenli bir biçimde ortaya koydu. Son yılla­rını yazılarına adayan İsmail Habip 17 Ocak 1954'te öldü ve Merkez Efendi Mezarlığı'na defnedildi.
Hakkında iki akademik çalışma vardır. Nezahat Özcan'ın doktora tezi onun edebiyat tarihçiliğini inceler; Zeki Gezer'in yüksek lisans tezi ise hayatı ve eserlerini konu edinir.

Hazırlayan: 355 Aslı FANUS, 10-E

Kaynaklar:

http://www.kenthaber.com

Ünlü Öğretmenler:Tahir,Menemenlizade

TAHİR, Menemenlizade

Tanzimat devri şair ve yazarlarından. 1862’de Adana’nın Karaisalı ilçesinde doğdu. Bölgede tanınmış Menemenli aşiretine mensuptur. Babası, Daire-i Celile- i Uzma Telgraf Kalemi Müdürlüğünde bulunmuş Haşim Habib Beydir. İlköğrenimini Adana Sıbyan Mektebinde yaptı. Daha sonra İstanbul’daki Soğukçeşme Askeri Rüştiyesine gitti. Bu okuldan mezun olduktan sonra Mekteb-i Mülkiyeye devam etti ve bu okulun Ali kısmından mezun oldu (1883). Devlet memuriyetine Şura-yı Devlette başladı. Daha sonra Ziraat Nezareti Tercüme Kaleminde çalıştı. Adana, İzmir, Selanik maarif müdürlüklerinde bulunan Mehmed Tahir, 1893’te Maarif Nezareti Mektubi Kalemi Müdürü olarak İstanbul’a döndü. Maarif Nezaretinde çeşitli vazifelerde bulunduğu sırada Mülkiye Mektebinde edebiyat ve kitabet-i resmiye dersleri verdi. Darülfunun Edebiyat Şubesinde Usul-i terbiye ve Tedris Hocalığında bulundu. Maarif Nezaretindeki başarılı çalışmalarından dolayı ula sınıf-ı evveli rütbesi ve ikinci rütbe-i Osmani nişanı aldı. 1903’te İstanbul’da geçirdiği kalp krizi sonucunda öldü. Karacaahmed Mezarlığına defnedildi. 
Menemenlizade Mehmed Tahir; şair, eleştirmen, yazar ve eğitimci olarak tanınır. Şiire Mülkiye’de öğrenciyken Recaizade Mahmud Ekrem’in teşvikiyle başladı. İlk şiirlerinde Abdülhak Hamid ve Recaizade Mahmud Ekrem’in etkilerinde kaldı. Şiirlerinde hem eski edebiyatımızın hem de batı şiiri nazım biçimlerini kullandı. Kullandığı aruz kalıpları daha sonra Servet-i Fünun edebiyatı döneminde yaygınlık kazandı. Uyağın biçimden çok ses öğesi olduğuna inanır. Uyağı göz için değil, kulak için yazan ilk şairdir. Toplumsal konuları içeren şiirlerini Servet-i Fünun döneminde yazmıştır. 1897 Türk-Yunan Harbinin acılarını dile getiren şiirlerinde toplumsal yardımlaşma konularını işler. Yardımlaşmanın kaynağını İslamiyet’e bağlar. Dinsel içerikli şiirleri de vardır. Mehmed Tahir’in önemli bir yönü de dergiciliğidir. Döneminin en büyük edebi dergileri olan Güneş, Haver ve Gayret’i yayınladı.
Mehmed Tahir’in eserlerinden kimileri şunlardır: 1) Elhan (1886), 2) Yad-ı Mazi (1887), 3) Asar-ı Perişan (1893), 4) Osmanlı Coğrafyası (1894), 5) Terane-i Zafer (1897), 6) Osmanlı Edebiyatı (1897), 7) Mükemmel Coğrafya-i Osmani (1898), 8) İlm-i Servet.

Hazırlayan: 1293 Mert DEMİREL, 9-F

Kaynaklar:
http://www.dersarsivi.com/ansiklopedi/ne-demek-kimdir-hakkinda-bilgi-nedir-5/menemenlizade-mehmed-tahir.html

Ünlü Öğretmenler: Tarcan, Selim Sırrı

TARCAN, Selim Sırrı

                Selim Sırrı Tarcan 25 Mart 1874’te Mora Yenişehir’de doğdu. 1882 yılında Galatasaray Sultanisine kaydedilen Selim Sırrı’nın en sevdiği ders jimnastikti. Selim Sırrı, ekonomik zorluklar karşısında 1890’da okulu bırakmak zorunda kaldı ve aynı yıl Mühendishane-i Berri Hümayunda (Askeri Mühendis ve Topçu Okulu) (bugünkü İstihkâm Okulu) açılan sınavı kazanarak parasız yatılı olarak buraya kaydoldu.
                Selim Sırrı, 1895 yılında mezun oldu ve aynı yıl İzmir’e atandı. Askerliğini sürdürürken, komutanların izniyle bir yandan İzmir İdadisinde jimnastik öğretmenliği yaptı, bir yandan da Hizmet Gazetesi’nde yazarlığa başladı.
                 Bir süre Servet-i Fünun dergisinde spor bölümünü yönetti. 1908'de II. Meşrutiyet'in ilanıyla birlikte harekete geçen Selim Sırrı, ilk Milli Olimpiyat Komitesi'ni kurdu. Çok yaygın olarak bilinen Gençlik Marşı ("Dağ Başını Duman Almış")’nın yaratıcısı oldu. Selim Sırrı Tarcan yaşamı boyunca 58 kitap, 2500 makale yazarak ve yine pek çoğu spor konusunda 1520 konferans vererek erişilmesi güç bir rekora ulaştı. Türkiye'de voleybol sporunun altyapısını okullarda kurarak başlatan ilk isimdir; ayrıca Türkiye'de boks sporunun da kurucusudur.

                Cumhuriyet'in ilanına kadar çeşitli okullarda beden eğitimi öğretmenliğini sürdüren Selim Sırrı, 1924'te beden terbiyesi başmüfettişi oldu. Bu görevini 1935'e kadar sürdürdü.
                Beden terbiyesi dersi ve öğretmeni yetiştirme konusunda sayısız ve çok önemli çalışmaları olan Selim Sırrı, 1938-1946 yıllarında Cumhuriyet Halk Partisinden milletvekili oldu. Yazın hayatına emekli ve milletvekiliyken de devam eden Selim Sırrı, 2 Mart 1957 yılında 84 yaşında öldü.

Hazırlayan: 1168 Atakan ÖZEL, 9-F

Kaynak:

ATATÜRK ARAŞTIRMA MERKEZİ DERGİSİ, Sayı 70, Cilt: XXIV, Mart 2008

Ünlü Öğretmenler: Tekin, Talat

TEKİN, Talat


16 Temmuz 1927'de, Kocaeli ili Gebze ilçesi Tavsancıl kazasında doğdu. Tavşancıl İlkokulunu, Üsküdar Paşakapısı Ortaokulunu, Haydarpaşa Lisesini (1945) bitirdi. Yüksek öğrenimini Yüksek Öğretmen Okulu öğrencisi olarak İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünde tamamladı (1951). 1951-53 yılları arasında İzmir Atatürk Lisesinde Türk edebiyatı öğretmeni olarak çalıştı. 1953-54 yıllarında Trabzon'da ilköğretim okulunda Türk edebiyatı öğretmenliği yaptı. 1954-56 arasında Ankara ve Kırklareli'nde askerlik hizmetini tamamladı. 1956-57 yıllarında Türk edebiyatı öğretmeni olarak Bitlis Lisesinde görev aldı. 1957-61 Türk Dil Kurumunda Türkçe dil bilgisi uzmanı olarak çalıştı. 1961-63 yıllarında ABD California Üniversitesi Yakın Doğu Dilleri Bölümünde araştırmacı asistan olarak çalıştı ve Türklük araştırmaları doktora öğrencisi sıfatıyla gerekli dersleri tamamladı. California Üniversitesinde "Orhon Yazıtları" üzerine doktorasını verdi (1965). California ve İndiana üniversitelerinde Türk dili ve edebiyatı okutmanı ve profesörü olarak çalıştı (1961-1972). 1972'de Türkiye'ye döndü ve Hacettepe Üniversitesine girdi. 1976'da Türk dili profesörü oldu. 1994'te emekliye ayrıldıktan sonra İstanbul'da Yeditepe Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölüm Başkanlığında bulundu. Türk ve dünya Türkoloji dergilerinde Türkçe ve İngilizce  makaleleri yayınladı. Talât Tekin şiir de yazmıştır. Kızı tanınmıș Türk rock şarkıcısı Özlem Tekin'dir.

Kitapları:
Şiirleri: Atatürk Gülümsedi (1982)

Hazırlayan: Ali TÜRKSEVEN

Kaynaklar:

http://tr.wikipedia.org/wiki/Talat_Tekin

Ünlü Öğretmenler: Uşaklıgil, Halit Ziya

UŞAKLIGİL, Halit Ziya

İstanbul'un Eyüp semtinde doğdu. Babası halı tüccarı Halil Efendi, Uşak’tan İzmir’e göçmüş varlıklı bir ailedendi. Halit Ziya, o sırada İstanbul'a yerleşmiş olan Halil Efendi ile Behiye Hanım’ın üçüncü çocuğu olarak dünyaya geldi. Mahalle mektebindeki ilk eğitiminin ardından Fatih Askeri Rüştiyesi’ne devam etti. 93 Harbi’nin başlaması ile Halil Efendi’nin işleri bozulunca aile, İzmir’e yerleşti ve Halit Ziya öğrenimini İzmir Rüştiyesinde sürdürdü. Ardından İzmir'de Ermeni Katolik rahiplerinin çocukları için kurulmuş yatılı bir okula devam ederek Fransızcasını geliştirdi; Fransız edebiyatını yakından tanıdı. Fransızca çeviri denemeleri yaptıktan sonra henüz öğrenci iken ilk yazılarını yayımlamaya başladı. Önce İzmir çevresinde kendini tanıttı. Bazı edebi yazılarını İstanbul’da Hazine-i Evrak adlı önemli bir dergide “Mehmet Halid” adıyla yayımladı. Son sınıfta iken okuldan ayrıldı, babasının kâtibi olarak iş yaşamına başladı. Aynı yıl, Bıçakçızade Hakkı ve Tevfik Nevzat adlı arkadaşlarıyla “Nevruz” adlı bir dergi yayımlamaya girişti. 10 sayı kadar yayın hayatında bulunan ve İzmir'in ilk edebiyat dergisi olan bu dergide çeviri şiir ve hikâyeler, mensur şiirler, bilimsel yazılar yayımladı. Babasının yanındaki işi edebiyat merakı ile bağdaştıramadığından farklı bir iş aradı. İstanbul’a giderek hariciyeci olmak için başvurdu; başvurusu kabul edilmeyince İzmir’e döndü. İstanbul'da bulunduğu süre içinde Fransız edebiyat tarihi ile ilgili olarak uzun süredir yazmak istediği kitabı yazdı. Garbdan Şarka Seyyale-i Edebiye: Fransa Edebiyatının Numune ve Tarihi adlı kitabı 1885'te 84 sayfa olarak basıldı. Bu eser, onun basılan ilk kitabıdır ve Türkçede basılmış ilk Fransız edebiyatı tarihi olma özelliği taşır. İzmir'e döndükten sonra İzmir Rüştiyesinde Fransızca öğretmenliği yaptı, öğretmenliğe devam ederken Osmanlı Bankasında çalışmaya başladı. İzmir İdadisinin açılmasından sonra öğretmenliğe bu okulda devam etti; Fransızcanın yanı sıra Türk edebiyatı dersleri verdi.
Hizmet Gazetesi
1886’da idadide birlikte çalıştığı arkadaşı Tevfik Nevzat ile birlikte “Hizmet” adlı bir gazete çıkararak yapıtlarını burada yayımladı. Hizmet, vali Halil Rıfat Paşa ve hukuk dairesi reisi himayesinde yayımlanmış ve şehrin kültür sanat hayatına canlılık getirmiş, Halit Ziya’ya ise geniş bir yazı alanı açmıştı. İlk eserlerinden “Nemide” (1889), “Bir Ölünün Defteri” (1889), “Ferdi ve Şürekâsı” (1894) Hizmet’te tefrika edilmiş duygusal, kısa romanlardır. 1885’te dizi olarak yayımlamaya başladığı “Sefile” adlı ilk romanı ise ahlaka aykırı olduğu gerekçesi ile yasaklandığı için yarım kaldı ve kitap haline gelmedi. Bu romanda masum bir genç kızın aldatılışını ve çektiği acıları anlatmaktaydı.
Halit Ziya’nın romanları kadar mensur şiirleri de ilgi uyandırmış ve moda olmuştu. Mensur şiirler, Muallim Naci gibi divan şiiri taraftarlarından olumsuz eleştiriler alsa da, Recaizade Mahmut Ekrem, Hizmet’e gönderdiği tebrik yazısı ile yetenekli bulduğu Halit Ziya’ya destek vermişti.
Yazar, dünya edebiyatı hakkında, tiyatro tarihi hakkında yazı dizileri hazırlamış; romantizmin temsilcisi Ahmet Mithat Efendi’yi eleştirdiği ve realizmi savunduğu bir eleştiri dizisi yayımlamıştır.
1888'de annesi Bediye Hanım'ı kaybetti. 1889'da amcası ile iki aylık seyahate çıkarak Uluslararası Paris Sergisi'ni gördü. Aynı yılın sonunda Meclis-i Ayan Reisi Emin Ali Efendi'nin kızı Memnune Hanım'la evlendi. Halit Ziya'nın bu evlilikten 6 çocuğu dünyaya gelmiştir: Vedide, Bihin, Sadun, Güzin, Vedad ve Bülent. İlk çocuğu Vedide'yi geçirdiği bir hastalık sonucu kaybetti. Aynı şekilde Sadun ve Güzin'i de küçük yaşta kaybedecek, oğlu Vedat ise 35 yaşında trajik bir intiharla hayatına son verecektir. Halit Ziya, Sadun için Kırık Oyuncak, Güzin için Kırık Hayatlar ve Vedad için "Bir Acı Hikâye” adlı kitapları yazmıştır.

Servet-i Fünun
Bankadaki işinden ayrılıp İzmir’de vali kâtipliğine başlayan Halit Ziya, bu görevde uzun süre kalmadı. 1893’te, İstanbul’da Reji Genel Müdürlüğü’nden gelen başkâtiplik teklifini üzerine İstanbul’a gitti. Bu görevi on altı yıl sürdürdü. Bu işinde, vaktinin çoğunu okuma ve yazmaya ayırma fırsatı buldu. Reji’deki çalışma günlerinde Recaizade Mahmut Ekrem aracılığıyla Edebiyat-ı Cedide adlı edebiyat topluluğuna katıldı. Bu topluluğun en önemli isimlerinden birisi oldu. 1901’de kapatılıncaya kadar topluluğun çıkardığı Servet-i Fünun Dergisi’nde yazılar, hikâyeler, romanlar yayımladı. Servet-i Fünun’da 1897’de tefrika ettiği Mai ve Siyah adlı romanında acıklı aşk serüveni konusunu geri plana alıp dönemin basın dünyasını, Edebiyat-ı Cedide kuşağının bu dünyaya bakış açısını yansıttı. Bu roman, topluluğun beyannamesi vazifesini gördü.
İlk büyük Türk romanı kabul edilen Aşk-ı Memnu’yu 1898-1900 yılları arasında yazdı. Bu eserde zengin bir adamın genç ve güzel karısının yasak bir aşka sürüklenişini gerçekçi bir biçimde, olayın psikolojik nedenleri üzerinde durarak anlattı. Dönemin İstanbul alt kültürleriyle son derece içli dışlı olması, yazarın bu eserini yazmak amacıyla gerekli malzemeyi toplamak için gösterdiği çabanın ürünüdür. Özellikle de o dönem Boğaziçi'nde yalı sakini aileler arasındaki esrar kullanma geleneği, yazarın ciddi psikolojik açılımlar yaşamasına sebep olarak eserin gelişimine ciddi etki etmiştir. Eseri, 1909’da Sabah gazetesinde tefrika edildi.
Yazar, Mai ve Siyah’ın gördüğü rağbet üzerine başka dergi ve gazete sahiplerinin kendisinden yazı istemesi üzerine tirajı yüksek İkdam ve Sabah gazetelerinde de yazılar yayımlamıştır. Ancak Servet-i Fünun’da yazan İsmail Safa’nın sürgüne gönderilmesi üzerine roman tefrika etmek dışında hiç yazı yayımlamadı.
Ayastafanos’a yerleşme
Halit Ziya, 1901’de Kırık Hayatlar adlı romanı tefrika edilmekte iken Hüseyin Cahit’in "Edebiyat ve Hukuk" adlı yazısı üzerine Servet-i Fünun kapatılıp topluluk dağılınca edebiyat hayatından uzun süre uzak kaldı. Rumların ve Ermenilerin yaşadığı bir balıkçı köyü olan Ayastafanos (bugünkü Yeşilköy semti)’a bir köşk yaptırdı ve Tevfik Fikret’in Aşiyan’a yerleştiği 1905 yılında Halit Ziya da kendi köşküne yerleşti. Bazı eserlerinin kitap halinde yayımını gerçekleştirdi. Reji’deki işleri dışında vaktini dostlarıyla sohbet ve okumayla geçirdi.
II. Meşrutiyet
Halit Ziya, Meşrutiyetin ilanı ile fikir ve sanat hayatının canlanması üzerine yeniden yazmaya başladı. Birçok gazete ve dergiye yazılar gönderdi.
Sultan Reşat’ın Osmanlı tahtına çıkmasından sonra İttihat ve Terakki hükümeti tarafından mabeyn başkâtibi olarak sarayda görevlendirildi. Saraydaki görevi sırasında yazmayı uygun görmediği için yazılarına ara verdi. Görevi gereği padişahla gezilere çıktı. 1911’de Ayan Meclisi üyesi oldu.
1912’de saraydaki görevi sona erdi. Tedavi amaçlı bir Avrupa seyahatine çıktı. 1915’te Darülfünun’da Batı Edebiyatı konusunda ders verdi. Sait Halim Paşa’nın Almanya’ya inceleme gezisine gönderdiği şair ve yazarlar arasında Almanya’ya gitti, çeşitli kültürel faaliyetlere katıldı. Darülbedayi’de edebi kurul üyeliğinde bulundu. İttihat ve Terakki’nin iktidardan düşmesinden sonra Reji idaresinde yönetim kurulu başkanı oldu. 1918'de oğlu Halil Vedat ve yeğenleriyle çıktığı Avrupa gezisinden 14 ay sonra döndü.
Cumhuriyet Dönemi
Milli mücadele döneminde genellikle Ahmet Cevdet’in İkdam Gazetesi’ne yazılar gönderdi. Çoğunlukla dil ve edebiyatla ilgili yazılar yazdı. Cumhuriyet döneminde kendisini tamamen edebiyata verdi. Cumhuriyetin ilk yıllarında devletin şekillenmesini uzaktan izledi ve fazla eser vermedi. 1930’larda yazı hayatına büyük bir canlılıkla döndü. Cumhuriyet ve Son Posta gazetelerinde yazıları yayımlandı. Özellikle hatıra tarzında yazılarıyla edebiyat dünyasında aktüel bir isim haline geldi. Dil devrimi üzerine bazı eserlerini sadeleştirdi ve Latin harfleriyle yeniden yayımladı. 1937’de Tiran elçiliğinde görevli oğlu Halil Vedat’ın 35 yaşında intihar etmesi üzerine büyük bir yasa girdi. Acısını, yazmakla hafifletmeyi seçti. 27 Mart 1945’te hayatını kaybetti. Bakırköy mezarlığında oğlu Halil Vedat’ın yanına gömüldü.
Edebi Kişiliği
Sanat için sanat anlayışını benimsedi.
Dili oldukça ağırdır.
Romanlarında aydınlara seslenir.
Romanlarında İstanbul'u, hikâyelerinde ise Anadolu'nun kasabaları ve hayatını anlatır.
Yazarın roman dili hikâye dilinden daha ağırdır.
Eserlerinden realizmden etkilendiği görülür.
Romanları, cumhuriyet döneminde yazar tarafından sadeleştirilmiştir
Eserleri
Hikâyeleri: Bir İzdivacın Tarih-i Muaşakası, Bir Muhtıranın Son Yaprakları, Nakıl, Bu Muydu, Heyhat, Küçük Fıkralar, Bir Yazın Tarihi, Solgun Demet, Bir Şi’r-i Hayal, Sepette Bulunmuş, Bir Hikaye-i Sevda, Hepsinden Acı, Onu Beklerken, Aşka Dairdi, İhtiyar Dost , Kadın Pençesi, İzmir Hikayesi, Kar Yağarken
Oyunları: Firuzan, Kâbus, Fare
Hatıraları: Kırk Yıl, Bir Acı Hikâye, Saray ve Ötesi
Gezi Yazıları: Almanya Mektupları, Alman Hayatı
Denemesi: Sanata Dair
Mensur Şiir: Mezardan Sesler

Hazırlayan: 431 Mehmet ŞİMŞEK, 10-E

Kaynaklar:

Sevda Altunbaş, Halit Ziya Uşaklıgil'in Romanlarında Kadın ve Kadın Eğitimi, Dokuz Eylül Üniversitesi Eğitim Bilimleri Enstitüsü Ortaöğretim Sosyal Alanlar Eğitimi Ana Bilim Dalı Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmenliği Programı Yüksek Lisans Tezi, İzmir 2007
https://tr.wikipedia.org/wiki/Halid_Ziya_U%C5%9Fakl%C4%B1gil